Colossal, 12 bin yıl önce soyu tükenen “ulukurt” türünü yeniden hayata döndürdüğünü duyurdu

2021 yılında kurulan ABD merkezli biyoteknoloji ve genetik mühendisliği şirketi Colossal Biosciences, tarih öncesi çağlarda Kuzey Amerika’yı dolaşan ve 12 bin yıl önce soyu tükenen “ulukurt” türünü yeniden hayata döndürdüğünü duyurdu. Şirketin kurucu ortağı ve CEO’su Ben Lamm, bu gelişmeyi “nesli tükenmiş bir türün diriltilmesindeki ilk gerçek başarı” olarak nitelendiriyor.

Ancak bilim dünyası bu iddiaya temkinli yaklaşıyor. Gerçekten bir ulukurtla mı karşı karşıyayız, yoksa yalnızca ona benzeyen bir genetik ürünle mi?

Genetik Arkeolojinin Sınırında: Nasıl Yaratıldılar?

Colossal’ın elde ettiği canlılar, “Remus”, “Romulus” ve “Khaleesi” adlarını taşıyan üç genç kurt. Görünüşleriyle Game of Thrones dizisinden fırlamışçasına etkileyici: beyaz, kabarık tüyler, iri çene yapısı ve geniş gövdeleriyle ilk bakışta sıradan bir kurt türünden oldukça farklılar.

Peki bu etkileyici dış görünüş nasıl elde edildi?

Colossal’ın araştırma süreci, binlerce yıl öncesinden kalan bir diş ve kafatasından elde edilen DNA ile başladı. Bu DNA, günümüz gri kurdu ile karşılaştırıldı ve iki türün genetik olarak %99,5 oranında benzer olduğu belirlendi. Geriye kalan %0,5’lik fark, ulukurdu gri kurttan ayıran özellikleri tanımlıyordu.

Bilim insanları bu farkın içinde yer alan 20 kilit geni tespit etti. Ardından CRISPR gen düzenleme teknolojisi kullanılarak bu genler, gri kurt hücrelerinde değiştirildi. Elde edilen genetiği düzenlenmiş hücreler embriyo haline getirildi ve büyük bir evcil köpeğin rahmine yerleştirildi. Sonuç: ulukurdu andıran üç yeni canlı.

Bilim Dünyası İkiye Bölünmüş Durumda

Colossal bu gelişmeyi “tarihi bir başarı” olarak lanse ederken, akademik camiada aynı ölçüde coşku söz konusu değil.

UC Davis Paleobiyoloji Profesörü David Gold, durumu şöyle özetliyor:

“Bu etkileyici bir gen düzenleme başarısı, ama buna tür dirilişi demek doğru olmaz. Gri kurttan yola çıkarak genetik makyajla yeni bir tür yaratıldı. Bu hayvanlar, ulukurdun genetik mirasını taşısa da onun sosyal yapısına, davranışlarına ya da doğal avlanma yeteneklerine sahip değiller.”

UCLA İstatistiksel Genetik Profesörü Alexander Young ise daha da açık konuşuyor:

“Bu bir ulukurt değil. Görsel olarak ona benzeyen bir gri kurt. Bilimsel olarak etkileyici, ama isimlendirme açısından yanıltıcı.”

Öte yandan, Colossal’ın kurucu ortağı olan Harvard ve MIT profesörü George Church, tartışmalara teknik bir boyut ekliyor. Düzenlenen genlerin sadece dış görünümle sınırlı olmadığını, bazı genlerin kafatası yapısını etkilediğini belirtiyor. Ancak bu, yeniden doğan hayvanların tam anlamıyla ulukurt olduğu anlamına gelmiyor.

Etik Sınırlar ve Kültürel Kesişmeler

Colossal, düzenlemeleri yaparken sadece estetik kaygılarla hareket etmediğini vurguluyor. Örneğin, bazı genler sağır ya da kör doğumlara yol açabileceği için bilinçli olarak dışarıda bırakılmış. Bu da şirketin etik sınırları dikkate aldığını gösteriyor.

Ayrıca projenin kültürel bir boyutu da var. Ulukurtların yeniden yaratılması sürecinde, Kuzey Dakota’daki yerli topluluklarla iş birliği yapılmış. Bu topluluklar, kurtları kutsal kabul ediyor ve onların geri dönüşü, kültürel bir simge olarak da önem taşıyor. Şirket, ulukurtların bir gün bu yerli topraklarda serbest bırakılabileceğini öne sürüyor.

Bilimsel Gösteri mi, Gerçekçi Koruma mı?

Colossal’ın çalışmaları yalnızca ulukurtlarla sınırlı değil. Şirket daha önce yünlü mamut ve Tazmanya kaplanı gibi türleri de “diriltme” hedefiyle yola çıktı. Ancak bu projelerin 2028’den önce tamamlanması beklenmiyor.

Buna karşın, Colossal elde ettiği teknolojiyi somut bir koruma çalışmasında da uyguladı: Kızıl kurtların neredeyse yok olduğu Kuzey Karolina’da dört kızıl kurt klonu üretildi. Şirket, bu türü yeniden doğaya kazandırmayı planlıyor. Bu da projenin yalnızca bilimsel bir gösteri olmadığını, ekolojik koruma amacını da taşıdığını gösteriyor.

10 Milyar Dolarlık Soru: Bu Bir Yatırım Harikası mı?

Colossal’ın bu çalışmaları, şirketin 10,2 milyar dolarlık değerlemesini haklı çıkarıyor mu?

Ben Lamm, bu değerlemenin düşük bile olduğunu savunuyor. Şirketin, elde ettiği teknolojileri ticarileştirme konusunda planları var. Yapay rahim teknolojisi gibi doğurganlık tedavilerinde kullanılabilecek girişimler üzerinde çalışılıyor. Ayrıca gelecekte, biyoçeşitliliği koruma karşılığında “karbon kredisi” benzeri sistemler geliştirilebilir.

Ancak şirketin gerçek başarısı, yalnızca finansal hedeflerle değil, bilimsel ve etik sorumlulukla da ölçülecek.

Geçmişe Yolculuk, Geleceği Kurtarabilir mi?

Colossal’ın “ulukurt” projesi, genetik bilimin geldiği noktayı gösteren etkileyici bir vitrin. Ancak bu vitrin, tür dirilişine dair felsefi, etik ve ekolojik sorularla dolu.

Bu hayvanlar gerçekten de tarih öncesinin hayaletleri mi, yoksa yalnızca onların yansımaları mı?

Bugün bunu kesin olarak söylemek zor. Ancak bir gerçek var: Bilim, artık yalnızca geleceği değil, geçmişi de şekillendirebilecek kadar güçlü.

Ve belki de en önemli soru şu: Bu gücü nasıl kullanacağız?

Son eklenen haberler